Hiç ağlamayın...

17 Aralık operasyonu sürecinde, “yumurtalar” ismi ile yayınladığımız makalemizde özetle;
Türkiye Cumhuriyeti milli menfaatlerine zarar vermek isteyenlerin ya Türk Silahlı Kuvvetleri’ne veya yargıya ya da yürütme ve yasamaya saldırdıklarından,

Bu hedefe doğru hareket eden uluslararası güç odaklarının istihbarat dünyasında “kuş yumurtası üretmek” diye bilinen yöntemi izlediklerinden, yöntemin özelliğinin yapacakları operasyon için yetenekli ama geleceği parlak olmayan zayıf karakterli birini üniversiteden, camiden, bardan veya başka bir yerden devşirdiklerinden, Yumurtaların zamanı geldiğinde büyük bir kesimi etkisi altına aldığından, Yaklaşık 15 yıldır izlenen eylemler zincirinin işte tam bu bağlamda değerlendirmeye alınması gerektiğinden,

Eylemler zincirinde;
Türkiye’de önce yargı ve bağlı kuvvetlere sızılmış, elde edilen güçle T.S.K.itibarsızlaştırılmaya çalışılmış, şimdi ise yürütme ve yürütme ile eş güdümlü olarak ekonomimize darbe girişimine yeltenilmiş,
Anayasamız ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile men edilmiş, yasak delil elde etme yöntemleri kullanılarak, her türlü şüpheden uzak inandırıcı ve kesin delil elde etmek yerine, şüpheleri ortadan kaldıracak delilleri bir kenara iterek,
Nereden geldiği sübuta ermemiş CD.’leri delil olarak değerlendirerek, örneğin, yurt dışında bulunana bir subayı aynı tarihte yurt içinde toplantı yaptığını iddia ederek veya hiç gitmediği birlikten evrak sızdırdığını gerekçe yaparak,
Müvekkilinin madalyalarla dolu göğsü ve geçmişini savunma klozu olarak kullananan müdafiye, “onun geçmişinden banane” gibi Ceza Kanunu ile örtüşmeyen hitapta bulunarak,
Devletin yüksek menfaatleri deyimini anayasaya aykırı bir şekilde hukuk dışı bularak,
Bir bürokratın uluslararası platformda duyulmaması gereken bir işlemi devlet menfaatlerini güderek şahsen icra ettiğini bildiği halde, yolsuzluk olarak soruşturma konusu yaparak,
Yıllarca izleme ve dinleme yaparken (varsa) bir suç işlendiğinde “neden suçüstü yapmadınız da devamında başkaca suçların da işlenmesine göz yumdunuz?” sorusuna cevap vermeye tenezzül bile etmeyerek,
Savunma hakkını kısıtlayarak,
Uydurma delillerin kaynağını araştırma talebini reddederek,
Yasaların öngördüğü idari sorumlulukları hiçe sayıp, ben yaptım oldu zihniyeti ile münferit soruşturmaları illegal yollarla yöneterek, bunu da yargı bağımsızlığı başlığı altına kamufle ederek ve çoğaltabileceğimiz sayfalar dolusu örneklerden elde edilen neticeleri, sindiremediğimizi belirtmiş, ancak bunları ifade ederken özellikle Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılanan sanıkların tümü suçsuzdur demek yerine hukuka uygun olmayan yaklaşım ve yöntemleri eleştirmiş, “hukuk bir gün sana da lazım olacaktır.” demiştik.

Bugün, 22 Temmuz 2014. Yukarıda sayılan usulsüzlükleri yapanlara karşı gerçekleştirilen operasyonla ilgili eleştiride bulunanların söylediklerine göz atalım.
Operasyon hukuka aykırıymış,
Neden gece vakti yapılmış?
Neden evleri basılmış?
Neden kelepçe takılmış?
Gözaltına alınanlardan bir kısmı güneydoğuda çalışanlardanmış, ….vs.

Hukukçu kimliğimi bir kenara bıraktığımda demek istiyorum ki bugün gözaltına alınanların bir kısmı;

  • Teröristle savaşmaktan başka bir şey bilmeyen üsteğmenimi gözaltına alırken (üsteğmenin eşine) “Kocanı bekleme diyenler”,
  • Subay değilmisiniz sizi de alacağız diyenler,
  • Delilleri uyduranlar,
  • Bugün gözaltına alınanların bir kısmı yumurtaların güdümündeki küçük yumurtalar.

Hukukçu kimliğimle ise herkesin hukuk içinde yargılanması gerektiğini, nasıl ki, Ergenekon ve Balyoz da yargılananların tamamına suçsuz denilemeyeceğini ve fakat yaş ile kurunun ayrılması gerektiğini söylemişsek, yaklaşımımızın değişmediğini ifade edebilirim.

Son söz; Aslında olanlar, Türkiye Cumhuriyeti düşmanlarının toplumu sıra ile üst üste alt alta getirme stratejisi olup bu konuda bir sonraki yazımızda detaylı izahatta bulunacağız.

Ülkem Baş 

Temmuz-2014/Isparta

© 2025 Ülkem Baş Hukuk. Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.