Taraf arkadaşlığı kavramı
Arabuluculukta taraf arkadaşlığına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte, 6325 SK m.3 Taraflar, arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya bu süreçten vazgeçmek konusunda serbesttirler hükmü dikkate alındığında, kural olarak ihtiyari taraf arkadaşlığından bahsetmek mümkündür. Dolayısıyla usul hukukumuzda tanımlanan mecburi dava arkadaşlığına benzer bir mecburi taraf arkadaşlığından söz edilemez. Nitekim mecburi dava arkadaşlığı halinde davayı birlikte açmaları zorunlu olup resen gözetilen dava şartlarındandır. Ancak bir anlaşmanın ya da anlaşamamanın sonuç ifade edebilmesi için birden fazla kişinin irade beyanına ihtiyaç olması halinde sonuca bağlı* mecburi taraf arkadaşlığından bahsetmek ve bu şekilde tanımlamak doğru olacaktır.
*Sonuca bağlı taraf arkadaşlığı tanımlaması Avukat Arabulucu Ülkem Baş tarafından yapılmıştır.
Birkaç örnek vermek gerekirse;
Bir uyuşmazlıkta A, B, C ve D uyuşmazlığın tarafı olsun.
Arabuluculuk sürecinde A, B ve C’nin bir çözümde anlaştığını, D’nin ise anlaşamadığını düşünelim. D’nin katılımı olmaksızın A, B ve C’nin tasarrufu ile anlaşma belgesi icra edilebilecek ise burada zorunlu taraf arkadaşlığından söz edilemeyecek, D’nin irade beyanı olmadan anlaşılan hususlarda icra edilebilirlik mümkün değilse zorunlu taraf arkadaşlığı olduğu kabul edilecek, aksi halde anlaşma sağlanmamış olacaktır. [1]
A asıl işveren, B’nin ise alt işveren olduğunu, arabuluculuğa başvurunun işe iade talepli olduğunu, müzakerelerde işçinin, işe iade talebinden vazgeçerek, tazminat ödenmesi hususunda sadece B ile anlaştığını düşünelim Her ne kadar başvuru işe iade talepli olsa da, anlaşma işe iade konusunda gerçekleşmediğinden, anlaşmanın geçerli sayılması, A firması ile de anlaşma zaruretini kaldıracaktır. (7036 sayılı İMK m.3/15)
[1] Mecburi dava arkadaşlarından birisi tarafından usulünce arabuluculuk sürecine katılım sağlanarak anlaşamama yönünde irade sergilendiği ve bunun imza altına alındığı göz önünde bulundurulduğunda, diğer kiracı yönünden yeniden bir arabuluculuk süreci yürütülmesinde fayda bulunmamaktadır. Zira diğer kiracının anlaşma yönünde irade belirtmesi halinde dahi mecburi dava arkadaşları arasında birlikte hareket zorunluluğu gereğince anlaşma sağlanamamış kabul edilerek aynı şekilde anlaşmama tutanağı düzenlenecektir. Zorunlu arabuluculuk başvurusunda bulunan davacının, dayanak kira sözleşmesi incelendiğinde ilk sayfanın kiracı bölümünde sadece K3 ‘un adının yazılı olduğu ve kiracısının o olduğu kanaatiyle ara buluculuğun K3 ‘a yöneltilmiş olmasında aykırı bir durum bulunmamaktadır. Mahkemenin incelemesi sonucunda kira sözleşmesinin altında iki kiracının imzasının bulunduğu görülmekle yazılı şekilde karar verildiği anlaşılmaktadır. Bazı davalarda taraf teşkili, mahkemelerce bile çok zor tespit edilip sağlanma yoluna gidildiği göz önünde bulundurulduğunda, davacının, dava niteliği bulunmayan zorunlu ara buluculuk başvurusu ve görüşmelerinde zorunlu dava arkadaşlarından birinin tespitini ve sürece dahilini gerçekleştirmediğinden bahisle diğer zorunlu dava arkadaşı ile anlaşamama tutanağı olmasına rağmen, davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi usul ekonomisi ve hak arama hürriyetine de aykırılık teşkil etmektedir. Gerek, Anayasada düzenlenen hak arama hürriyeti gerekse usul ekonomisi ilkesi gereğince; davacının zorunlu arabulucuya başvurma şartını yerine getirdiği, diğer zorunlu dava arkadaşına karşı yeniden arabuluculuk faaliyetine başvurmanın zorunlu olduğunun kabulünün davaya bir fayda sağlamayacağı, kaldı ki davacının, 25/09/2024 tarihinde yapılan ön inceleme duruşmasından önce diğer kiracı K5 ile anlaşamama yönünde düzenlenen “dava şartı arabuluculuk son tutanağını” mahkemeye sunarak diğer kiracının davaya dahilini talep ettiği de göz önünde bulundurularak, ilk derece mahkemesince kira sözleşmesine göre kiracı olduğu tespit edilen K5 ‘e dava dilekçesi ekli duruşma gün ve saatini bildirir davetiye tebliğ edilip, taraf teşkili sağlanmalı, cevap süresi beklendikten sonra ön inceleme duruşması yapılarak, yargılamaya devamla davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın usulden reddine karar verilmiş olması isabetli görülmemiştir. (Antalya BAM 6 HD; 24/01/2025, 2024/4600 E 2025/81 K)